/

Odin Kimdir? İskandinav Mitolojisinde Bilgelik ve Savaş

Tek gözlü, uzun sakallı bir yolcu. Omuzlarının yakınında iki kuzgun, elinde Gungnir adı verilen mızrak… Bugün Odin denildiğinde zihnimizde oluşan görüntü büyük ölçüde budur. Sinema, çizgi romanlar, oyunlar ve çağdaş fantastik edebiyat bu görüntüyü öylesine güçlendirdi ki tarihsel kaynakların Odin’i ile modern kültürün Odin’i zaman zaman birbirine karışıyor. Eski İskandinav metinlerine döndüğümüzde ise çok daha karmaşık bir karakterle karşılaşırız. Odin savaşla, ölümle, şiirle, büyüyle, kehanetle, hükümdarlıkla ve bilgelikle ilişkilidir. Zafer verebilir, savaşçıları seçebilir, ölülerden bilgi almaya çalışabilir, kılık değiştirebilir, insanları sınayabilir ve istediği bilgiyi elde etmek için ağır bedeller ödeyebilir. Onu diğer birçok mitolojik figürden ayıran önemli özelliklerden biri gücünden çok bitmeyen merakıdır. Odin’in mitlerinde bilgi kendisine başlangıçta eksiksiz biçimde verilmiş değildir. Bilgiyi arar. Bunun için yolculuk eder, soru sorar, kendisini sınar ve gerektiğinde bedeninden vazgeçer. Bu nedenle Odin’i incelerken karşımıza ilginç bir soru çıkar: Bir tanrı neden bu kadar çok şey bilmeye ihtiyaç duyar? Belki de Odin mitinin asıl gücü tam burada saklıdır. Hadi birlikte derinlemesine inceleyelim.

Odin Hakkında Bildiklerimizi Nereden Biliyoruz?

İskandinav mitolojisi hakkında yazarken ilk yapılması gereken, elimizdeki metinlerin hangi dönemden geldiğini hatırlamaktır. Çünkü bugün Odin, Thor, Loki, Freyja, Baldr ve Ragnarök hakkında bildiklerimizin önemli bölümü Viking Çağı sırasında yazılmış çağdaş dinî metinlerden gelmez. Temel kaynaklarımızdan biri bugün Poetic Edda —Şiirsel Edda— adıyla bilinen şiir koleksiyonudur. Völuspá, Hávamál, Grímnismál ve Vafþrúðnismál gibi şiirler Odin hakkında son derece önemli anlatılar içerir. Bu şiirlerin bazı bölümlerinin Hristiyanlık öncesi sözlü geleneklere dayandığı düşünülse de elimizde bulunan yazılı gelenek Orta Çağ İzlanda dünyasının ürünüdür. Bir diğer temel kaynak, İzlandalı siyasetçi, şair ve tarihçi Snorri Sturluson’un 13. yüzyılda hazırladığı Eddadır. Genellikle Prose Edda veya Nesir Edda olarak adlandırılan eser, İskandinav mitolojisinin sistemleştirilmesinde büyük önem taşır. Snorri’nin amacı modern anlamda bir mitoloji ansiklopedisi yazmak değildi; eser aynı zamanda skaldik şiirin dilini ve geleneklerini açıklayan bir poetika çalışmasıydı. Burada önemli bir tarihsel mesafe bulunuyor. İzlanda yaklaşık MS 1000 civarında resmen Hristiyanlaşmıştı ve mitolojik metinlerin büyük bölümü daha sonra Hristiyan yazıcıların dünyasında kayda geçirildi. John Lindow’un da vurguladığı gibi elimizdeki İskandinav mitolojisi büyük ölçüde 13. yüzyıl İzlanda yazmalarında korunmuştur. Dolayısıyla bunları değişmeden günümüze ulaşmış bir “Viking kutsal kitabı” gibi okumak doğru olmaz. Farklı dönemlerin, sözlü geleneklerin ve edebî düzenlemelerin izlerini taşıyan bir kaynak dünyasıyla karşı karşıyayız. Arkeoloji tabloya başka parçalar ekler. Altın brakteatlar, figürlü takılar, runik yazıtlar, yer adları ve kült alanları Hristiyanlık öncesi inanç dünyasının bazı unsurlarının Viking Çağı’ndan daha eski dönemlere uzandığını gösteriyor. Danimarka Ulusal Müzesi de Odin ve diğer İskandinav tanrıları hakkındaki bilgimizin yazılı metinlerle arkeolojik malzemenin birlikte değerlendirilmesiyle oluştuğuna dikkat çekiyor.

Bu ihtiyat Odin’i daha az ilginç hâle getirmiyor. Aksine, farklı çağların izlerinin bir araya geldiği çok katmanlı bir karakterle karşılaşmamızı sağlıyor.

Savaş tanrısı Odin’i ve iki kuzgununu tasvir eden elbise mandalları. Odin, Hugin ve Munin adlı iki kuzgunundan bilgi alırdı. Her gün dünyayı dolaşıp olup bitenleri gözlemlerlerdi. Bu sayede Odin, olan biten her şeyden haberdar olabilirdi.
Jakob Sigurðsson. 1760. “Óðinn.” Resim kaynağı: 
MyNDIR .

Tek Gözlü Tanrı: Bilgeliğin Bir Bedeli Vardır

Odin’in en bilinen özelliklerinden biri tek gözlü olmasıdır. Bu görüntünün arkasındaki mit, onun karakterini anlamak için iyi bir başlangıç noktasıdır. İskandinav kozmolojisinde dünya ağacı Yggdrasil’in köklerinden biri Mímir’in kuyusuyla ilişkilendirilir. Bu kuyu bilgelik ve bilgiyle bağlantılıdır. Odin kuyudan içmek istediğinde karşılığında gözlerinden birini bırakır. Völuspá geleneğinde Odin’in gözünün Mímir’in kuyusunda bulunduğuna yapılan gönderme, bu anlatının temel eski kaynaklarından biridir. Mit burada dikkat çekici bir değiş tokuş kurar: Görmek için bir gözden vazgeçmek. Odin’in gözünü kaybetmesini fiziksel bir yaralanma olarak okumak anlatının önemli bölümünü kaçırmak olur. Mitolojik düzeyde burada bilgi ile fedakârlık arasında bir ilişki kurulmaktadır. Bilgelik ücretsiz değildir. Bilgiyi isteyen kişi bir şeyini geride bırakmak zorundadır. Bu temanın Odin anlatılarında tekrar tekrar ortaya çıktığını görüyoruz. Onun bilgeliği pasif bir özellik değildir. Bir tahtta oturup bütün evreni kendiliğinden bilen tanrı modeliyle karşılaşmayız. Odin sürekli araştırır. Devlerle bilgi yarışmasına girer, kâhinlere sorular yöneltir, ölülerden haber almaya çalışır ve kuzgunlarını dünyaya gönderir. Vafþrúðnismál bunun iyi örneklerinden biridir. Şiirde Odin, bilgeliğiyle tanınan dev Vafþrúðnir ile kozmolojik bilgi üzerine bir yarışmaya girer. Sorular evrenin başlangıcından Ragnarök sonrasına kadar uzanır. Odin burada kaba kuvvetle kazanan bir savaşçı değildir; rakibini bilgiyle alt eden gezgin bir sorgulayıcıdır. Odin’in tek gözü bu nedenle güçlü bir sembole dönüşür. Daha fazla görebilmek için sıradan görmenin bir kısmından vazgeçmiştir. İnsanlık tarihinde bilgiye biçilen değeri düşündüğümüzde bu eski mitin neden hâlâ etkileyici olduğunu anlamak zor değildir. İnsan da bilmek için zamanını, güvenliğini ve zaman zaman hayatını ortaya koymuştur. Coğrafyacılar bilinmeyen denizlere açılmış, düşünürler yerleşik kabulleri sorgulamış, bilim insanları doğanın görünmeyen mekanizmalarını çözmeye çalışmıştır. Odin’in hikâyesinde bu arayış tanrısal ölçekte karşımıza çıkar: Bilmenin sınırına ulaşmak için önce bir şey kaybetmek gerekir.

Erik Werenskiold. 1899. “Óðinn’in Portresi.” Resim kaynağı: 
MyNDIR .

Yggdrasil’da Dokuz Gece: Rünlerin Peşindeki Odin

Odin’in bilgi için ödediği en ağır bedel gözünü bırakması değildir. Hávamálın en dikkat çekici bölümlerinden birinde Odin dokuz gece boyunca rüzgârlı bir ağaçta asılı kaldığını anlatır. Bir mızrakla yaralanmıştır. Yiyecek ve içecek verilmez. Bu deneyimin sonunda rünleri kavrar ve ağaçtan düşer. Ağaç yaygın biçimde kozmik dünya ağacı Yggdrasil ile ilişkilendirilir. Metnin en çarpıcı yönü, Odin’in burada hem kurbanı sunan hem de kurban edilen kişi konumunda bulunmasıdır. Kendisini kendisine adar. Hávamál bu öz-kurban anlatısını Odin’in rün bilgisine ulaşmasıyla bir araya getirir. Rünler bugün popüler kültürde çoğu zaman mistik işaretler veya kehanet sembolleri şeklinde tanıtılıyor. Tarihsel gerçeklik daha geniştir. Runik alfabeler Germen toplumlarında kullanılan gerçek yazı sistemleriydi. Taşlara, silahlara, kemiklere, ahşap yüzeylere ve çeşitli nesnelere işlenmiş runik yazıtlar bulunmuştur. Bunun yanında edebî kaynaklarda rünlere büyüsel ve gizemli anlamların yüklendiği örnekler de vardır. Odin’in ağaca asılmasıyla ilgili anlatının kökeni konusunda araştırmacılar çeşitli görüşler ileri sürmüştür. Hristiyanlığın İskandinavya’ya ulaşmasından sonra metinlerin kaydedilmiş olması, Odin’in ağaç üzerindeki acısıyla İsa’nın çarmıha gerilmesi arasında karşılaştırmalar yapılmasına yol açmıştır. Fakat benzerlik görmek, doğrudan bir kopyalama ilişkisini kanıtlamaz. Odin’e bağlı asma ve mızraklama motiflerinin Germen dinsel dünyasında bağımsız geleneklere sahip olabileceğini düşündüren veriler de bulunmaktadır. Burada kesin bir köken hikâyesi kurmak yerine mitin kendi içindeki yapıya bakmak daha sağlıklıdır. Odin’in bilgiyi elde etmesi için ölüm sınırına yaklaşması gerekir. Bu, tek gözünü verdiği Mímir anlatısıyla aynı düşünsel çizgiyi sürdürür: Bilgi dönüşüm gerektirir. Odin’in şiirle ilişkisi de benzer bir arayışın parçasıdır. Prose Eddadaki şiir balı anlatısında Odin değerli balı ele geçirmek için hileye, biçim değiştirmeye ve kaçışa başvurur. Eski İskandinav kültüründe şiirin sahip olduğu yüksek statü düşünüldüğünde Odin’in savaşla beraber şiirsel ilhamla ilişkilendirilmesi tesadüf değildir. Stephen A. Mitchell da Eski İskandinav şiir kültürünü incelerken Odin ile şiir arasındaki bu güçlü bağı vurgular. Böylece aynı tanrıda savaşçının öfkesi ile şairin esrikliği yan yana gelir.

Huginn ve Muninn: Dünyayı İzleyen Kuzgunlar

Odin’in iki kuzgununun isimleri Huginn ve Muninn’dir. Adları genel olarak “düşünce” ve “bellek/hatırlama” kavramlarıyla ilişkilendirilir. Grímnismálda kuzgunların her gün dünyanın üzerinde uçtuğu ve daha sonra Odin’e döndüğü anlatılır. Odin böylece uzaklarda gerçekleşen olaylardan haberdar olur. Danimarka Ulusal Müzesi de Odin’in iki kuzgununu onun dünyadan bilgi toplamasıyla ilişkilendirir. Bu ayrıntı Odin’in karakterinde daha önce karşılaştığımız örüntüyü yeniden görünür kılar. Bilgiye ihtiyacı vardır. Bir tanrı için bunun önemli bir anlamı bulunuyor. Odin birçok şeyi bilir, ancak her şeyi kendiliğinden bilen mutlak bir varlık değildir. Kuzgunların dünyayı dolaşmasına, Mímir’in bilgeliğine, kâhinlerin sözlerine ve farklı varlıklarla yaptığı bilgi yarışmalarına ihtiyaç duyar. Bu yüzden Odin’i “her şeyi bilen tanrı” olarak tanımlamak yanıltıcı olabilir. Kaynakların ortaya koyduğu figür daha hareketlidir. Bilgiyi sürekli toplamak zorundadır. Kuzgunların savaş alanlarıyla olan gerçek dünyadaki ilişkisi de mitolojik bağlam açısından anlamlıdır. Leşçil kuşlar olarak kuzgunlar savaşın ve ölümün ardından ortaya çıkan manzaranın doğal parçalarıydı. Kuzey Avrupa savaşçı kültüründe kuzgun imgesinin hem ölüm hem de Odin ile ilişkilendirilmesi bu nedenle şaşırtıcı değildir. Odin’in yanında Geri ve Freki adlı iki kurt da bulunur. Ayrıca sekiz bacaklı at Sleipnir onun en ünlü hayvan eşlikçilerindendir. Bütün bu figürler Odin’in gezgin, savaşçı ve ölüler dünyasıyla temas hâlindeki karakterini güçlendirir. Ancak Huginn ve Muninn diğerlerinden ayrılır. Çünkü onları Odin’in temel tutkusuna bağlamak mümkündür: Dünyada neler olduğunu bilme isteğine.

Valhalla, Savaş ve Odin’in Karanlık Yüzü

Odin popüler anlatılarda sık sık İskandinav mitolojisinin baştanrısı olarak tanımlanır. Bu ifade Eddik sistem içinde anlaşılabilir olsa da tarihsel din söz konusu olduğunda biraz daha dikkatli olmak gerekir. Hristiyanlık öncesi İskandinav dini merkezi bir kurum, standartlaştırılmış inanç metni ve bütün coğrafyada aynı biçimde uygulanan bir tanrılar hiyerarşisi bırakmadı. Bölgesel, toplumsal ve dönemsel farklılıkların bulunmuş olması son derece muhtemeldir. Danimarka Ulusal Müzesi Odin’in özellikle krallar, savaşçı liderler ve onların çevreleriyle ilişkilendirildiğini; Thor’un ise daha geniş halk kesimleri arasında güçlü bir konuma sahip olduğunu belirtmektedir. Bu ayrım Odin’in savaşla ilişkisini anlamamıza yardımcı olur. Odin fiziksel kuvvetin en açık temsilcisi değildir. Bu rol çoğu anlatıda çekici Mjölnir’i kullanan Thor’a daha uygundur. Odin’in savaş dünyası strateji, zafer, hükümdarlık, seçilmiş savaşçılar ve ölümle bağlantılıdır. Valhalla bu ilişkinin merkezinde bulunur. Eddik anlatıda savaşta ölenlerin bir bölümü Odin’in salonu Valhalla’ya götürülür. Buradaki savaşçılar einherjar olarak anılır ve yaklaşmakta olan Ragnarök için hazırlanırlar. Fakat popüler kültürde zaman zaman anlatıldığı gibi savaşta ölen bütün Kuzeylilerin Valhalla’ya gittiği şeklinde basit bir sistem yoktur. Grímnismál, ölülerin bir kısmının Freyja’nın alanı Fólkvangr ile ilişkilendirildiğini de aktarır. Odin’in savaşla ilişkisi romantik bir kahramanlık anlatısına da indirgenemez. O seçer, yönlendirir ve zaman zaman aldatır. Kaynaklarda farklı adlar altında ortaya çıkar, kılık değiştirir ve karşısındakinin gerçek kimliğini anlamasını engeller. John Lindow’un çalışmasında Odin’in kurnaz ve ikircikli karakteri özellikle öne çıkar. Burada modern insanın tanrı kavrayışından farklı bir mitolojik karakter vardır. Odin ahlaki kusursuzluğun modeli değildir. Bilgeliği ile iyiliği aynı kavram hâline gelmez.

Büyüyle ilişkisi bu karmaşıklığı daha da artırır. Eski İskandinav kaynaklarında Odin’in seiðr adı verilen büyü uygulamalarıyla bağlantısı bulunur. Bu uygulamaların toplumsal cinsiyet ve erkeklik anlayışları açısından Orta Çağ İskandinav metinlerinde problemli ve zaman zaman aşağılayıcı çağrışımları olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Odin, savaşçı erkekliğin merkezindeki bir figür olarak görünürken kendi kültürünün sınır saydığı alanlara da girebilir. Odin’in bilgiyi ararken sınır tanımamasının bir başka örneğidir bu. Kendisini belirli bir kimliğe hapsetmez. Hükümdar olabilir, dilenci gibi dolaşabilir, savaşçıların efendisi olabilir, büyü uygulayabilir, şairlerin ilham kaynağına dönüşebilir. Belki de çok sayıda isim taşımasının nedeni de budur. Odin tek bir yüzle yetinmez.

Ragnarök: Bilgi Kaderi Değiştirmeye Yeter mi?

Odin anlatısını gerçek anlamda trajik hâle getiren şey bütün bu bilgeliğine rağmen kendi sonundan kaçamayacak olmasıdır. Völuspá ve diğer Eddik metinlerde Ragnarök yaklaşmaktadır. Kozmik düzen çözülecek, tanrılar ile karşıt güçler büyük bir çatışmada karşılaşacaktır. Odin’in kaderi de bellidir: dev kurt Fenrir tarafından öldürülecektir. Ardından oğlu Víðarr Fenrir’den intikam alacaktır. İşte burada Odin’in bütün hikâyesine yeniden bakmak gerekir. Gözünü bilgi için vermiştir. Rünleri öğrenebilmek için ağaca asılmıştır. Dünyanın haberlerini toplamak amacıyla kuzgunlarını göndermektedir. Devlerle bilgi yarışmasına girer. Kâhinlerden geleceği öğrenmeye çalışır. Ölü savaşçıları Valhalla’da toplar. Yaklaşan savaşa hazırlanır. Ve bütün bunlara rağmen sonundan kurtulamaz. Odin mitinin benim için düşünsel açıdan en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor. Bilmek ile kontrol etmek aynı şey değildir. İnsan da binlerce yıldır benzer bir gerilim içerisinde yaşıyor. Gökyüzünü gözlemledik, gezegenlerin hareketlerini hesapladık, hastalıkların nedenlerini araştırdık, geçmiş uygarlıkları toprak altından çıkardık, genlerimizi okumaya başladık ve evrenin milyarlarca yıllık tarihini anlamaya çalışıyoruz. Bilgimiz büyüdükçe doğanın karşısındaki mutlak hâkimiyetimiz artmıyor; çoğu zaman ne kadar kırılgan olduğumuzu daha açık görüyoruz. Odin’in trajedisi de buna benzer bir yerde durur. Kaderini öğrenebilir fakat bilgisi kaderi ortadan kaldırmaz. Bu yüzden Odin’i sadece tek gözlü savaş tanrısı olarak okumak eksik kalır. Onun mitolojik kişiliğinde insan zihninin en eski tutkularından biriyle karşılaşıyoruz: bilinmeyeni bilme arzusu.

Sonunda değiştiremeyeceğimiz bir gerçekle karşılaşacağımızı bilsek bile neden öğrenmeye devam ediyoruz? Odin, gözünü Mímir’in kuyusuna bırakırken belki de İskandinav mitolojisinin sınırlarını aşan bu soruyu insanlığın önüne koyuyordu. Ve bin yıl sonra hâlâ aynı kuyunun kenarında duruyoruz.

Kaynakça :

Birincil kaynaklar

– The Poetic Edda. Özellikle Völuspá, Hávamál, Vafþrúðnismál ve Grímnismál. Henry Adams Bellows İngilizce çevirisi, 1936. Eddik şiirlerin Odin, Ragnarök, rünler, Mímir ve Huginn–Muninn anlatıları açısından temel kaynaklarıdır.
– Snorri Sturluson. The Prose Edda / Snorra Edda. Özellikle Gylfaginning ve Skáldskaparmál. Eser, Odin’in nitelikleri, Mímir, Valhalla, şiir balı ve İskandinav kozmolojisinin sonraki Orta Çağ sistemleştirilmesi açısından temel kaynaktır.

Araştırma ve başvuru kaynakları

– Lindow, John. Old Norse Mythology. Oxford University Press, 2021.
– Lindow, John. Norse Mythology: A Guide to the Gods, Heroes, Rituals, and Beliefs. Oxford University Press, 2002.
– Mitchell, Stephen A. “Performance and Norse Poetry: The Hydromel of Praise and the Effluvia of Scorn.” Old Norse Folklore: Tradition, Innovation, and Performance in Medieval Scandinavia. Cornell University Press, 2023.
– National Museum of Denmark. “The Gods of the Old Nordic Religion”, “The Old Religion” ve Viking Çağı din, büyü ve ritüellerine ilişkin müze dosyaları.

Bunları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın