/

Sadeleşme İnsan Hayatına İyi Yaşam Anlayışı Kazandırabilir mi?

Editör : Meryem KAHRAMAN / Okuma Süresi 5 dk.

Helenistik dönemin en önemli filozoflarından biri olan Epikuros (MÖ 341–270) için iyi yaşam, mümkün olduğunca çok haz biriktirmek anlamına gelmiyordu. O’na göre iyi yaşam gereksiz arzuları azaltarak acıdan ve zihinsel kaygıdan kurtulmuş, ölçülü, dostluklarla çevrili ve huzurlu bir hayat kurmaktı.

Bugün zihinlerimizde haz; masalsı bir ev, bol kırmızı ve leziz elmalar, bir yanakta tatlı bir gülüş, bir masada içkiler, belki bir sahnede tatlı bir ritim… Oysa Epikuros, çarpıcı bir noktaya dikkat çekmek için zihinlerimize âdeta reset atmaya yemin etmiş gibiydi ve diyordu ki: “Bedeninde acı yoksa ruhta sıkıntıya yer olmamalıydı…”

O, sadeleşmeyi kendini yoksun bırakmak için kullanmadı. İnsanın kendisini olduğu gibi kabul edebilmesi gerçeğini hatırlatmada bir rehber gibi davrandı. Sahip olduğumuz sağlıklı bedenin, varlığımızın temeli olarak üzerimizdeki tezahürüne bizi inandırmaya değil, onu doğru anlamamızı sağlamaya çalıştı. Kendi döneminde bu algının kaybedilişine tanıklık eden filozofumuzun bakış açısıyla kendi dönemimize göz attığımızda, uyaranların etkisiyle odağımızı neredeyse kaybettiğimizi hatırlamamız gerektiği gerçeğiyle baş başa kalıyoruz.

“Ölüm varken biz yokuz; biz varken ölüm yoktur.”
— Epikuros, Menoikeus’a Mektup

Sadeleşmek bir kenara dursun, nerede duracağımızı bile henüz anlamamış olduğumuz bir dönemin içinde boğulmaya yüz tuttuk adeta… Yorulacağımızı fark edemediğimiz bu uyaranlar deryasında yüzmeyi çok iyi öğrendik, dalmada profesyonelleştik; ancak bedenin ve zihnin sınırlılığını unutup “durup dinlenmeyi” hayatımızdan çıkardık.

Şimdi, yeni sorunlara gebe dönemimizde, “sadeleşmeyi” kavramak için önce “durmayı” hayatımıza geri almamız gerektiği gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Çünkü sadeleşmek için zihni sürekli almaya, istemeye ve daha fazlasına yönelten etkenlerden uzaklaştırmak gerekiyor.

Bedenin gereksiz acılardan kurtulmuş olması durumunu aponia, ruhsal sükûneti, zihinsel dinginliği ve kaygıdan uzak olma hâlini ise ataraxia olarak tanımlayan Epikuros, bu iki durumun birleşmesiyle ideal insanı; bedensel acının ve zihinsel huzursuzluğun mümkün olduğunca ortadan kalktığı bir yaşamın içinde tanımlar. Günümüz insanı, bedende acının olmaması hâlini geçici hazların ötesinde tutan bu bilinç yapısını dikkatle dinlemeli; bedenini ve zihnini bu hâle yaklaştırarak ruhsal sükûnete ve zihinsel dinginliğe erişmeyi öğrenmelidir. Epikuros’un ideal insan anlayışını yaşamına entegre etmek, belki de günümüz insanına yeniden bir iyi yaşam anlayışı kazandırabilir.

Ancak Epikuros’un iyi yaşam anlayışı yalnızca acıdan uzaklaşmak ve zihinsel huzura erişmekle sınırlı değildir. Onun düşüncesinde dostluğun da ayrı bir yeri vardır. Çünkü insan, her ne kadar kendi zihinsel dinginliğini kurmaya çalışsa da bütünüyle yalnız bir varlık değildir. Epikuros için güvenilir dostluklar, yaşamın en büyük hazlarından ve insanın huzurunu koruyan en önemli dayanaklardan biridir.

Belki de bugün dostluğu da sadeleşme düşüncesinin içinde yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Yüzlerce insanla iletişim hâlinde olmak, insanın gerçekten dostluk kurduğu anlamına gelmeyebilir. Epikuros’un dostluk anlayışı, kalabalığın içinde görünmekten çok, insanın kendisini yanında güvende ve olduğu gibi hissedebildiği ilişkileri işaret eder. Çünkü gerçek dostluk, insanın zihnini daha fazla uyaranla doldurmaz; aksine hayatın yükünü hafifleten bir sükûnet alanı yaratır.

Epikuros’un üzerinde durduğu bir diğer önemli kavram ise ölçülülüktür. Ölçülülük, hayattan uzak durmak ya da hazları tamamen reddetmek anlamına gelmez. Asıl mesele, hangi arzunun gerçekten gerekli olduğunu, hangisinin ise insanı daha fazla kaygıya ve bağımlılığa sürüklediğini ayırt edebilmektir. İnsan her istediği şeye sahip olduğunda değil, neye gerçekten ihtiyaç duyduğunu anlayabildiğinde özgürleşmeye başlar.

Bugünün dünyasında belki de en zor olan şey budur: “Daha fazlasını” istemenin neredeyse doğal bir yaşam biçimi hâline geldiği bir çağda “yeter” diyebilmek… Epikuros’un sade yaşam anlayışı tam da bu noktada bize bir soru bırakıyor: Sahip olmak istediğimiz her şey gerçekten bize iyi geliyor mu, yoksa bazı arzularımız bizi fark etmeden daha büyük bir huzursuzluğun içine mi çekiyor?

Belki de iyi yaşam, hayatımıza sürekli yeni şeyler eklemekten ziyade gereksiz olanları fark edip onlardan yavaş yavaş uzaklaşmakla başlar. Bazen daha az arzu, daha az kaygı; daha az uyaran, daha fazla farkındalık; daha az kalabalık ise daha gerçek dostluk anlamına gelebilir.

Epikuros’un çağlar öncesinden gelen düşüncesi, bugün hâlâ aynı soruyu kulağımıza fısıldıyor: İyi yaşamak için gerçekten neye ihtiyacımız var?

Bu sorunun cevabını Epikuros’ta ararken dönüp kendi hayatıma bakmadan edemiyorum. Çünkü sadeleşme üzerine düşünmek, bir noktadan sonra sahip olduklarımızı değil, sahip olduklarımızın üzerimizde kurduğu ağırlığı sorgulamaya dönüşüyor. Nelerin gerçekten bana ait olduğunu, neleri yalnızca alıştığım için taşıdığımı ve hangi arzuların beni yaşama yaklaştırırken hangilerinin farkında olmadan kendimden uzaklaştırdığını düşünüyorum.

Belki de sadeleşmek, eksilmek değildir. Aksine insanın fazlalıkların arasından kendisine yeniden ulaşabilmesidir. Daha az istemenin daha az yaşamak anlamına gelmediğini; bazen bir dostluğun, sakin bir zihnin, acısız bir bedenin ve “bu kadarı yeter” diyebilmenin, peşinden koştuğumuz birçok şeyden daha kıymetli olabileceğini fark etmektir.

Epikuros’un bahçesinden bugüne baktığımda bende kalan düşünce tam olarak bu: İyi yaşam belki de uzaklarda, henüz sahip olmadığımız şeylerin arasında değildir. Belki çoktan yanı başımızdadır; fakat onu görebilmek için önce hayatımızdaki gürültüyü biraz azaltmamız gerekiyordur.

Benim içinse burada başka bir soru başlıyor: İnsan, hayatındaki fazlalıkları ayıkladığında geriye kalan kişiyle karşılaşmaya gerçekten hazır mıdır?

— Necla Mandan
Felsefe Yazarı | Felsefik Gezgin

Düşüncenin, Tarihin ve Doğanın İzinde

Bunları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın