/

Hypatia Kimdir? İskenderiye’nin Filozofu, Matematikçisi ve Trajik Ölümü

İnsanlık tarihine baktığımda beni en fazla etkileyen kişiler, yaşadıkları çağın düşünce sınırlarını kabul etmek yerine o sınırların ötesine bakmaya çalışanlardır. Hypatia benim için bu isimlerden biridir. Onu ilginç kılan şey yalnızca bir kadın filozof, matematikçi veya astronom olması değildir. Hypatia’nın hikâyesinde bilginin iktidarla, felsefenin inançla, bireysel düşüncenin toplumsal gerilimlerle karşı karşıya geldiği çok daha büyük bir tarihsel manzara görüyorum.

Onun yaşamına yaklaşırken dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Hypatia hakkında bildiklerimizin önemli bir bölümü parçalı kaynaklardan geliyor. Doğum tarihi dahi kesin değildir; genellikle MS 350–370 civarında doğduğu kabul edilir. Buna karşılık MS 415 yılında İskenderiye’de öldürüldüğünü biliyoruz. Bu nedenle Hypatia’yı anlatırken tarihsel kişiliği ile sonraki yüzyıllarda onun çevresinde oluşturulan sembolik anlatıyı birbirinden ayırmak gerekir.

İskenderiye’nin entelektüel dünyası

Hypatia’nın hikâyesini anlayabilmek için önce İskenderiye’yi anlamak gerekir.

Büyük İskender tarafından MÖ 331 civarında kurulan kent, Ptolemaioslar döneminde Akdeniz dünyasının önemli bilim, kültür ve düşünce merkezlerinden birine dönüştü. Eukleides, Eratosthenes, Heron ve başka birçok önemli isim bu entelektüel çevreyle ilişkilendirildi. Matematik, astronomi, coğrafya ve felsefe burada birbirlerinden kesin sınırlarla ayrılmış modern disiplinler değildi. Doğayı anlamaya yönelik büyük bir düşünsel faaliyetin farklı yüzleriydi.

Hypatia böyle bir mirasın içine doğdu.

Babası Theon, matematik ve astronomi alanında çalışan önemli bir İskenderiyeli bilgindi. Hypatia’nın eğitiminde de belirleyici rol oynadı. Böylece genç Hypatia matematik, astronomi ve felsefenin iç içe geçtiği İskenderiye düşünce geleneğinin içerisinde yetişti.

Burada benim özellikle dikkatimi çeken şey, bilginin kuşaklar arasında aktarılma biçimidir. İnsanlığın düşünsel tarihi çoğu zaman tek bir büyük keşifle ilerlemez. Bir insan başka bir insanın bıraktığı yerden devam eder; bir metin yeniden yorumlanır, bir hesap düzeltilir, bir soru başka bir soruyu doğurur. Hypatia da böyle bir zincirin halkalarından biriydi.

Hypatia filozof olarak kimdi?

Hypatia genellikle matematikçi ve astronom kimliğiyle tanınsa da düşünsel kimliğinin merkezinde felsefe bulunuyordu.

O, geç antikçağın Neoplatoncu düşünce geleneği içerisinde değerlendirilir. Platon’dan doğan ve yüzyıllar içerisinde farklı yorumlarla gelişen bu gelenek; varlık, akıl, ruh, evren ve insanın hakikate ulaşma kapasitesi üzerine yoğunlaşıyordu.

Hypatia’nın öğrencilerine Platon ve Aristoteles üzerine dersler verdiğine ilişkin antik anlatılar bulunmaktadır. Döneminde entelektüel itibara sahip olduğu ve öğrencilerin onun çevresinde toplandığı aktarılır.

Bence Hypatia’nın asıl önemi de burada ortaya çıkıyor.

Felsefe onun dünyasında kitapların arasında saklanan soyut bir uğraş değildi. Matematik evrenin düzenini anlamanın, astronomi gökyüzündeki hareketleri çözümlemenin, felsefe ise bütün bunların ne anlama geldiğini sorgulamanın yollarından biriydi.

Bugün birbirinden ayırdığımız bilim insanı ve filozof kimlikleri Hypatia’nın dünyasında aynı zihinsel arayışın parçalarıydı.

Matematik ve astronomi

Hypatia’nın eserlerinin büyük bölümü günümüze ulaşmadığı için bilimsel çalışmalarının kapsamını kesin biçimde yeniden kurmak kolay değildir. Kaynaklar onun matematik ve astronomi üzerine çalıştığını, önceki matematiksel eserlerin anlaşılması ve aktarılması konusunda faaliyet gösterdiğini göstermektedir. Astronomi, geometri ve cebirle ilgilendiğine dair kayıtlar bulunmaktadır.

Bu nokta önemlidir.

Antik dünyanın bilimsel mirasının günümüze ulaşmasında metinleri ilk kez yazan kişiler kadar onları kopyalayan, açıklayan, yorumlayan ve öğrencilerine aktaran bilginlerin de payı vardır.

Hypatia’yı bu uzun bilgi aktarım zinciri içerisinde görmek gerekir.

Onu modern anlamda laboratuvarda çalışan bir bilim insanına dönüştürmek tarihsel açıdan anakronik olur. Fakat onu yalnızca bir filozof olarak tanımlamak da entelektüel faaliyetinin genişliğini küçültür.

Hypatia, antik dünyanın henüz bilim ile felsefe arasına bugünkü kadar keskin sınırlar koymadığı bir dönemin düşünürüdür.

Değişen bir dünyanın ortasında

Hypatia’nın yaşadığı dönem sakin değildi.

Roma dünyası büyük bir dönüşüm geçiriyordu. Hristiyanlık giderek güç kazanmış, İskenderiye’de paganlar, Hristiyanlar ve Yahudi toplulukları arasındaki siyasi ve dinsel gerilimler zaman zaman şiddete dönüşmeye başlamıştı. Beşinci yüzyılın başlarında kent, entelektüel hayat kadar iktidar mücadelelerinin de merkezlerinden biriydi.

Hypatia ise pagan felsefe geleneğinden gelen tanınmış bir entelektüeldi.

Aynı zamanda İskenderiye’nin Roma valisi Orestes ile ilişkisi bulunuyordu. Orestes ile İskenderiye Piskoposu Cyril arasındaki siyasi mücadele giderek sertleşirken Hypatia’nın adı da bu çatışmanın içerisine çekildi. Kaynaklarda onun Orestes üzerindeki etkisine ilişkin söylentilerin yayıldığı görülmektedir.

Burada olayları basit bir “bilim ve din savaşı” biçiminde okumayı doğru bulmuyorum.

Karşımızda dini kimliklerin, kent siyasetinin, kişisel nüfuzun ve iktidar mücadelesinin birbirine karıştığı çok daha karmaşık bir tarihsel ortam bulunuyor.

Bu ayrım Hypatia’yı anlamak açısından önemlidir. Çünkü geçmişi bugünün kavramlarıyla sadeleştirdiğimizde tarihi anlamak yerine ona kendi çağımızın tartışmalarını yüklemeye başlarız.

MS 415: Hypatia’nın öldürülmesi

MS 415 yılında bu gerilim korkunç bir noktaya ulaştı.

Hypatia İskenderiye’de bir grup Hristiyan tarafından saldırıya uğradı ve öldürüldü. Ölümünün son derece şiddetli olduğu konusunda antik kaynaklar genel olarak birleşir; ancak olayın ayrıntıları kaynaklara göre farklılık gösterir.

Hypatia’nın ölümü sonraki yüzyıllarda giderek sembolleştirildi.

Kimi anlatılarda bilimin dine karşı mücadelesinin kurbanı, kimilerinde pagan dünyanın son büyük temsilcilerinden biri, kimilerinde ise kadınların düşünce tarihindeki yerinin simgesi hâline getirildi.

Fakat bana göre Hypatia’yı anlamak için onu bir slogana dönüştürmemek gerekir.

Çünkü gerçek tarih, sembollerden daha ilginçtir.

Karşımızda matematik çalışan, astronomiyle ilgilenen, felsefe öğreten, öğrencileri bulunan ve döneminin siyasal-dinsel gerilimlerinin ortasında yaşayan gerçek bir insan vardır.

Hypatia ve İskenderiye Kütüphanesi hakkında önemli bir yanılgı

Hypatia hakkında anlatılan popüler hikâyelerde sık karşılaştığımız bir iddiaya ayrıca değinmek gerekir.

Hypatia’nın İskenderiye Kütüphanesi yakılırken onu savunduğu veya kütüphaneyle birlikte öldürüldüğü yönündeki anlatı tarihsel olarak doğru değildir.

İskenderiye’nin büyük kütüphane geleneğinin gerilemesi Hypatia’nın ölümünden çok daha uzun ve karmaşık bir süreçtir. Kentin bilimsel kurumları Ptolemaios döneminden itibaren farklı siyasi dönüşümler yaşamış ve yüzyıllar içerisinde eski güçlerini kaybetmiştir. Hypatia’nın ölümü MS 415’tedir.

Bu ayrımı özellikle önemli buluyorum.

Çünkü tarih zaten yeterince etkileyicidir; onu etkileyici hâle getirmek için efsanelere ihtiyacımız yoktur.

Bir filozofun ölümünden geriye kalan

Hypatia’nın hikâyesini okuduğumda zihnimde sürekli aynı soru beliriyor:

Bir toplum düşünceye tahammül edemediği noktaya geldiğinde ne kaybeder?

Bir insanı ortadan kaldırabilirsiniz. Bir kitabı yakabilirsiniz. Bir okulun kapısını kapatabilirsiniz. Fakat düşüncenin kendisini ortadan kaldırmak bundan çok daha zordur.

Hypatia’nın MS 415 yılında öldürülmüş olması bunun belki de en çarpıcı örneklerinden biridir. Aradan yaklaşık bin altı yüz yıl geçti ve bugün hâlâ onun hangi soruları sorduğunu, hangi eserleri incelediğini ve nasıl bir düşünce dünyasında yaşadığını araştırıyoruz.

Onu öldüren kalabalığın içerisindeki insanların büyük bölümünün isimlerini bilmiyoruz.

Hypatia’nın adını ise biliyoruz.

Tarihin garip ironilerinden biri de budur.

Benim için Hypatia

Hypatia’yı tarih içerisinde önemli kılan şeyi yalnızca kadın olması üzerinden okumayı eksik buluyorum. Elbette erkeklerin egemen olduğu bir entelektüel dünyada böylesine görünür bir konuma ulaşmış olması son derece önemlidir. Fakat onu kalıcı kılan esas unsur düşünsel üretimidir.

Ben Hypatia’ya baktığımda bilgiyi bölümlere ayırmayan bir zihin görüyorum.

Matematik onun için başka, astronomi başka, felsefe başka dünyalar değildi. Hepsi insanın evreni anlamlandırma çabasının farklı yollarıydı.

Belki bugün Hypatia’dan çıkarabileceğimiz en değerli düşünce de budur.

Bilgiye ulaşmak kadar onu sorgulayabilmek, farklı alanlar arasında bağlantı kurabilmek ve düşüncenin özgürlüğünü koruyabilmek gerekir.

Çünkü uygarlık dediğimiz şey, bana göre, insanların ne kadar büyük yapılar inşa ettiğinden çok hangi soruları sormaya cesaret edebildikleriyle ölçülür.

Hypatia’nın yaşamından geriye kalan da tam olarak böyle bir sorudur:

Düşünmek için ne kadar özgürüz ve bu özgürlüğü kaybettiğimizde geriye nasıl bir toplum kalır?

Bunları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın