/ /

Baruch Spinoza: Tanrı, Doğa ve Özgürlüğü Yeniden Düşünmek

İnsan kendisini özgür bir varlık olarak düşünmeye yatkındır. Bir karar verir, bir şeyi ister, başka bir şeyi reddeder ve bütün bunların kaynağının kendi iradesi olduğunu varsayar. Peki bizi bir şeyi istemeye yönelten nedenleri bilmiyorsak, bu özgürlükten ne kadar emin olabiliriz? Baruch Spinoza’nın felsefesi tam da bu rahatsız edici sorunun çevresinde şekillenir. Spinoza için insanı anlamak, onu evrenin geri kalanından ayırmakla değil, doğanın içine yeniden yerleştirmekle mümkündür. Düşüncelerimiz, korkularımız, arzularımız ve kararlarımız doğanın nedensel düzeninden bağımsız değildir. İnsan, doğanın içinde kendisine ait küçük ve bağımsız bir krallık değildir.

Bu düşünce onu Tanrı’dan insan zihnine, duygulardan siyasete kadar uzanan son derece bütünlüklü bir felsefe kurmaya götürdü. Fakat Spinoza’nın ulaştığı sonuçlar 17. yüzyıl için oldukça sarsıcıydı: Tanrı doğanın dışında değildi. Doğada amaçlar yoktu. İnsan mutlak anlamda özgür bir iradeye sahip değildi. Duygularımız bile doğadaki diğer olaylar gibi neden-sonuç ilişkileri içinde anlaşılabilirdi. Buna rağmen Spinoza’nın felsefesi bir teslimiyet öğretisi değildir. Aksine onun temel sorularından biri şudur: Zorunlulukların içinde yaşayan insan nasıl daha özgür olabilir?

Amsterdam’da Başlayan Bir Hayat

Baruch Spinoza 24 Kasım 1632’de Amsterdam’da dünyaya geldi. Ailesi, İber Yarımadası’ndaki dinsel baskıların ardından Hollanda’ya yerleşmiş Portekiz kökenli Sefarad Yahudi topluluğuna mensuptu. Amsterdam dönemin Avrupa’sında ticaretin yanı sıra farklı dinsel ve entelektüel çevrelerin karşılaşabildiği önemli merkezlerden biriydi. Spinoza bu ortamda Yahudi düşünce geleneğiyle yetişirken daha sonra Latince öğrendi ve Avrupa felsefesinin tartışmalarıyla yakın temas kurdu. Özellikle René Descartes’ın felsefesi onun düşünsel gelişiminde önemli bir yere sahipti. Fakat Spinoza Descartes’ın izleyicisi olarak kalmayacaktı. Descartes’ın ortaya koyduğu bazı problemleri öylesine radikal biçimde yeniden yorumlayacaktı ki modern felsefenin en özgün sistemlerinden biri ortaya çıkacaktı. Spinoza’nın yaşamındaki en önemli kırılmalardan biri 1656’da gerçekleşti. Amsterdam’daki Portekiz Yahudi cemaati tarafından herem adı verilen ağır bir dışlama cezasına çarptırıldı. Burada tarihsel bir ayrım yapmak önemlidir.

Spinoza’nın daha sonra geliştireceği Tanrı, ruh, kutsal metinler ve din hakkındaki düşünceleri bilinse de 1656’daki dışlamanın hangi belirli görüşlerinden kaynaklandığını kesin biçimde ortaya koyan ayrıntılı bir belge elimizde değildir. Dolayısıyla sonraki felsefesini doğrudan aforoz kararının belgelenmiş gerekçesi gibi sunmak doğru olmaz. Spinoza yaşamının ilerleyen dönemlerinde geçimini çeşitli yollarla sağladı; optik mercekler üzerinde çalışması bunların en bilineni oldu. Büyük ölçüde gösterişten uzak bir yaşam sürdü.

21 Şubat 1677’de Lahey’de, yalnızca 44 yaşındayken öldü. En önemli eseri Ethica aynı yıl, ölümünün ardından yayımlandı. Fakat bu kitap sıradan bir ahlak kitabına hiç benzemiyordu.

Ethica: Geometriyle Felsefe Yapmak

Ethica‘yı ilk kez açan okuyucuyu sıra dışı bir yapı karşılar: Tanımlar. Aksiyomlar. Önermeler. Kanıtlar. Sonuçlar. Spinoza kitabını Öklid geometrisini hatırlatan bir yöntemle kurmuştur. Eserin Latince adı da bunu açıkça belirtir: Ethica Ordine Geometrico Demonstrata — geometrik düzende kanıtlanmış Etika. Bu yöntem yalnızca biçimsel bir tercih değildir. Spinoza gerçekliğin kendisini zorunlu ve anlaşılabilir bir düzen olarak görüyordu. Eğer doğadaki olaylar nedenlerden doğuyor ve belirli ilişkiler içerisinde gerçekleşiyorsa, felsefenin de bu ilişkileri mümkün olduğunca tutarlı biçimde göstermesi gerekiyordu. Bu nedenle Ethica, insanın nasıl yaşaması gerektiği sorusuna doğrudan ahlak kuralları sıralayarak başlamaz. Önce çok daha temel bir soru sorar: Gerçeklik nedir? Çünkü Spinoza’ya göre nasıl yaşamamız gerektiğini anlamadan önce nasıl bir evrende yaşadığımızı anlamamız gerekir.

Tek Bir Gerçeklik: Töz

Spinoza felsefesinin en zor ama aynı zamanda en önemli kavramlarından biri tözdür. Töz, var olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymayan ve kendisi aracılığıyla düşünülebilen temel gerçekliktir. Spinoza’nın ulaştığı sonuç radikaldir: Gerçek anlamda yalnızca bir töz vardır. O da Tanrı’dır. Fakat burada hemen durmak gerekir. Çünkü Spinoza’nın “Tanrı” sözcüğüne verdiği anlam, geleneksel teist Tanrı tasavvuruyla aynı değildir. Spinoza’nın Tanrısı evreni yarattıktan sonra onun dışında duran, insan gibi karar veren, öfkelenen, ödüllendiren veya zaman zaman doğaya müdahale eden antropomorfik bir varlık değildir.

Ethica‘nın ünlü ifadesi bu düşünceyi özetler: Deus sive Natura. Tanrı ya da Doğa.

Tanrı doğanın karşısında veya dışında değildir. Var olan her şey Tanrı’nın ya da Doğa’nın içinde var olur. İnsanlar, hayvanlar, gezegenler, bedenler ve düşünceler kendi başlarına bağımsız tözler değildir. Spinoza’nın terminolojisiyle bunlar tek tözün moduslarıdır: o sonsuz gerçekliğin belirli varoluş biçimleri. Böylece insan ile evren arasındaki geleneksel sınır sarsılmaya başlar. Biz doğanın karşısında duran gözlemciler değiliz. Biz de doğayız.

Spinoza’nın Tanrısı Gerçekten “Doğa” mıdır?

Spinoza’nın düşüncesi burada sık sık tek bir cümleye indirgenir: “Spinoza’ya göre her şey Tanrı’dır.” Bu ifade belirli ölçüde yön gösterici olsa da felsefesini açıklamak için yetersizdir.

Spinoza’nın Tanrı anlayışının nasıl sınıflandırılması gerektiği felsefe tarihinde uzun süredir tartışılmaktadır. Onu panteist olarak değerlendirenler olduğu gibi sisteminin güçlü natüralist yönünü vurgulayan farklı yorumlar da vardır. Bu tartışmanın varlığı önemlidir; çünkü Spinoza’yı modern kavramlarımızdan birinin içine kolayca yerleştirmek onun sistemindeki özgünlüğü kaybettirebilir.

Kesin olarak söyleyebileceğimiz şey şudur: Spinoza Tanrı ile doğayı birbirinden tamamen ayrı iki gerçeklik olarak kabul etmez. Tanrı doğanın dışında bulunan aşkın bir hükümdar değildir.

Bu görüş, beraberinde daha da radikal bir sonuç getirir.

Amaçsız Bir Evren

İnsan çevresindeki olayları amaçlarla açıklamaya eğilimlidir. Yağmur bitkiler büyüsün diye yağar. Dünya insanlar yaşasın diye vardır. Doğa belirli bir plana göre kurulmuştur. Spinoza bu düşünme biçimine karşı çıkar. Ona göre doğanın kendisi insan amaçlarına göre hareket etmez. Evrenin düzenini açıklamak için doğaya insan benzeri niyetler yüklememize gerek yoktur. Bir olay başka olaylardan doğar. Nedenler başka nedenlere bağlanır. Doğa bir amaç uğruna hareket etmekten ziyade kendi zorunluluğu içinde var olur. Bu düşünce insanın evrendeki konumunu da değiştirir. Evren bizim için kurulmuş bir sahne değildir. İnsan doğanın merkezinde duran ayrıcalıklı bir varlık olmaktan çıkar ve onun sonsuz nedensellik ağının parçalarından biri hâline gelir. Fakat asıl sarsıcı sonuç bundan sonra gelir. Çünkü insan da doğanın parçasıysa insan iradesi neden doğa yasalarının dışında olsun?

Gerçekten Özgür müyüz?

Bir karar verdiğinizi düşünün. İşinizi değiştirdiniz. Bir ilişkiyi bitirdiniz. Bir kitap satın aldınız. Birine öfkelendiniz. Bütün bunların kendi kararınız olduğunu söylersiniz. Spinoza buna doğrudan itiraz etmez; fakat bir soru daha sorar:

Bu kararı istemenize neden olan şeyleri biliyor musunuz?

İnsan eylemlerinin farkında olabilir fakat onları meydana getiren nedenlerin farkında olmayabilir. Spinoza’nın özgür irade eleştirisinin temel noktası budur. İsteklerimizin bilincinde olmamız, isteklerimizin nedenlerini bildiğimiz anlamına gelmez. Çocukluk deneyimlerimiz, bedenimizin durumu, çevremiz, korkularımız, beklentilerimiz, önceki deneyimlerimiz ve başka insanlarla ilişkilerimiz davranışlarımız üzerinde etkili olabilir. Spinoza’nın kendi terminolojisi ve 17. yüzyıl bilgi dünyası elbette bugünkü psikoloji veya nörobilimin kavramlarından farklıydı. Fakat ortaya koyduğu problem tanıdıktır: Bir tercihin nedenini bilmiyorsak onu yalnızca bize ait olduğu için özgür sayabilir miyiz? Spinoza’nın cevabı mutlak özgür irade fikrini reddeder. Doğada hiçbir şey nedensellikten bağımsız değildir. İnsan da değildir.

Determinizm Özgürlüğü Yok mu Eder?

Burada büyük bir paradoks ortaya çıkar. Her şey nedenlerle belirleniyorsa insan nasıl özgür olabilir? Spinoza’nın özgünlüğü tam da bu soruya verdiği cevapta görülür. Özgürlüğü nedensiz seçim yapabilmek olarak tanımlamaz. Özgürlük, bizi belirleyen nedenleri anlama kapasitemizle ilişkilidir. Örneğin neden öfkelendiğini anlamayan insan öfkesinin etkisi altında hareket eder. Korkusunun kaynağını bilmeyen insan korkusunun yönlendirdiği kararları kendi özgür tercihleri olarak yorumlayabilir. Arzularının nasıl oluştuğunu sorgulamayan kişi başkalarının beklentilerini kendi istekleri sanabilir. İnsan nedenleri anlamaya başladıkça kendi durumuna ilişkin daha yeterli fikirlere sahip olur. Spinoza’nın özgürlüğü burada ortaya çıkar. Özgür olmak doğanın zorunluluğından kaçmak değildir. Zorunluluğu anlamaktır. Bu, Spinoza’nın felsefesinin en önemli dönüşümlerinden biridir.

Duygularımız Düşmanımız mı?

Spinoza’nın insan duygularına yaklaşımı da kendi dönemi açısından dikkat çekicidir. Öfke, kıskançlık, nefret, korku, sevgi ve arzu gibi duyguları insanın ahlaki kusurlarının basit göstergeleri olarak ele almaz. Onları açıklamaya çalışır. Çünkü duygular da doğanın parçalarıdır. Bir insanın öfkesine yalnızca “öfkelenmemelisin” demek Spinoza açısından yeterli değildir. Daha önemli soru şudur: Neden öfkeleniyor? Bu duyguyu hangi koşullar meydana getirdi? İnsan davranışlarını anlamak için onları meydana getiren nedenleri araştırmak gerekir. Bu nedenle Ethica yalnızca metafizik bir eser değildir. Aynı zamanda insan psikolojisi üzerine son derece kapsamlı bir felsefi araştırmadır. Spinoza’nın amacı duygusuz bir insan yaratmak değildir. Ama insanın kendi duygularının edilgin tutsağı olmasını problem olarak görür. Burada başka bir temel kavram devreye girer.

Conatus: Var Olmayı Sürdürme Çabası

Spinoza’ya göre her şey kendi varlığını sürdürmeye çabalar. Bu eğilimi conatus kavramıyla açıklar. Conatus basit anlamda hayatta kalma içgüdüsünden daha geniştir. Bir varlığın kendi varoluşunda devam etme yönündeki temel eğilimini ifade eder. İnsanın arzuları da bu varlığını sürdürme ve etkinliğini artırma çabasının parçalarıdır. Spinoza burada sevinç ve kederi de insanın eyleme gücü ile ilişkilendirir. Sevinç, insanın etkinlik gücündeki artışla; keder ise bu gücün azalmasıyla bağlantılıdır. Böyle bakıldığında etik artık yalnızca “iyi davranışlar” ve “kötü davranışlar” listesi olmaktan çıkar. Asıl mesele insanın ne kadar etkin bir varlık hâline gelebildiğidir. Kendi davranışlarının nedenlerini ne kadar anlayabiliyor? Duyguları tarafından ne ölçüde sürükleniyor? Kendisini ve içinde bulunduğu doğayı ne kadar yeterli biçimde kavrıyor? Spinoza’nın ahlak felsefesi bu sorular etrafında şekillenir.

Akıl Neden Önemlidir?

Spinoza’nın çözümü duyguları bastırmak değildir. Onları anlamaktır. İnsan yeterli bilgiye ulaştıkça olayların nedenlerini daha açık biçimde kavrayabilir. Bu da dış etkilerin ve tutkuların karşısında daha etkin bir konuma geçmesini sağlar. Burada bilgi ile özgürlük arasında doğrudan bir bağ kurulur. Bilmek yalnızca dünyaya ilişkin daha fazla veri edinmek değildir. Bilmek, insanın kendisini yönlendiren nedenleri kavramasıdır. Bu nedenle Spinoza’nın felsefesinde kendini tanımak romantik bir içe dönüş değildir. İnsan kendisini ancak içinde bulunduğu doğanın ilişkilerini anlayarak kavrayabilir. Kendimizi doğadan ayırarak değil, doğanın parçası olduğumuzu anlayarak tanırız.

İnanç ile Felsefenin Sınırı

Spinoza’nın radikal düşünceleri Ethica ile sınırlı değildi. 1670’te anonim olarak yayımlanan Teolojik-Politik İnceleme, kutsal metinlerin nasıl okunması gerektiğinden din ile siyaset arasındaki ilişkiye kadar uzanan son derece tartışmalı meseleleri ele aldı. Spinoza kutsal metinleri tarihsel bağlamları içinde incelemeye çalıştı. Bu yaklaşım önemlidir. Bir metnin ne söylediğini anlamak için onun hangi dönemde, hangi dilsel ve tarihsel koşullar içinde ortaya çıktığını araştırmak gerektiğini savunuyordu. Aynı zamanda teoloji ile felsefenin amaçlarını birbirinden ayırdı. Felsefenin alanı akıl yoluyla hakikati araştırmaktır. Bu ayrım Spinoza’nın düşünce özgürlüğü anlayışının da temelini oluşturdu.

Düşünce Özgürlüğü ve Devlet

Spinoza yalnızca insanın içsel özgürlüğüyle ilgilenmedi. Siyasal özgürlük de onun temel problemlerinden biriydi. Devlet insanların düşüncelerini bütünüyle denetleyebilir mi? Spinoza bunun hem sakıncalı hem de pratik olarak son derece sınırlı olduğunu düşünüyordu. İnsanları belirli sözleri söylemekten alıkoyabilirsiniz; fakat ne düşüneceklerini bütünüyle kontrol etmek çok daha farklı bir meseledir. Siyasal düzenin amacı insanları sürekli korku altında yaşatmak olmamalıdır. İnsanların güvenlik içinde yaşayabildiği ve akıllarını kullanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu düşünceler nedeniyle Spinoza modern düşünce ve ifade özgürlüğü tarihinin önemli isimlerinden biri hâline gelmiştir. Fakat onu doğrudan bugünkü demokratik sistemlerin savunucusuymuş gibi sunmak anakronik olur. Spinoza’nın siyasal düşüncesi 17. yüzyıl Hollanda Cumhuriyeti’nin dinsel ve siyasal çatışmaları içinde şekillenmiştir. Yine de sorduğu soru yaşamaya devam ediyor:

Bir toplum düzenini korurken düşünce özgürlüğünü ne ölçüde sınırlayabilir?

Spinoza Panteist miydi, Ateist miydi?

Spinoza’nın düşüncesini tek bir etikete yerleştirmek kolay değildir. Kendi döneminde ateistlikle suçlandı. Daha sonraki düşünürler onu panteizmin en önemli temsilcilerinden biri olarak yorumladı. Fakat her iki sınıflandırmanın da açıklanması gerekir. Spinoza “Tanrı yoktur” diyerek başlayan bir filozof değildir. Tam tersine Ethica‘nın bütün metafizik sistemi Tanrı kavramının çevresinde kuruludur. Fakat onun Tanrısı geleneksel teizmin kişisel, aşkın ve irade sahibi Tanrı tasavvurundan belirgin biçimde farklıdır. Tanrı ya da Doğa, var olan her şeyin içinde bulunduğu sonsuz ve zorunlu gerçekliktir. Dolayısıyla Spinoza’nın düşüncesini değerlendirirken “Tanrı’ya inanıyor muydu?” sorusundan önce başka bir soru sormak gerekir: Spinoza Tanrı derken neyi kastediyordu? Bu ayrım yapılmadığında onun felsefesini anlamak yerine günümüzdeki inanç kategorilerinden birine yerleştirmiş oluruz. Oysa Spinoza’nın düşünsel gücü tam da alışılmış kategorileri zorlamasında yatar.

Spinoza Bugün Bize Ne Söylüyor?

Spinoza’nın ölümünün üzerinden üç yüzyıldan fazla zaman geçti. Onun doğa anlayışının bazı yönleri 17. yüzyıl metafiziğine aittir ve modern bilimin bulgularıyla karıştırılmamalıdır. Spinoza’nın determinizminden çağdaş nörobilimin özgür irade tartışmalarına doğrudan bir doğrulama çizgisi çekmek de hatalı olur. Fakat ortaya koyduğu problem ortadan kalkmış değildir. Bugün insan davranışlarının biyolojik, psikolojik, kültürel ve toplumsal koşullardan etkilendiğini çok daha ayrıntılı biçimde araştırabiliyoruz. Üstelik buna yeni bir katman daha eklenmiş durumda. Dijital platformlar neye baktığımızı, ne kadar baktığımızı, neleri satın aldığımızı ve hangi içeriklere tepki verdiğimizi ölçüyor. Algoritmalar ilgimizi tahmin etmeye ve davranışlarımızı yönlendirmeye çalışıyor.

Spinoza’nın sorusu burada yeniden karşımıza çıkıyor:

Bir şeyi istediğimizin farkında olmamız, onu neden istediğimizi bildiğimiz anlamına gelir mi?

Bu soru 17. yüzyılda metafizik bir problem olarak ortaya çıkmış olabilir. Bugün aynı zamanda psikolojik, toplumsal ve teknolojik bir problemdir. Spinoza’nın bize bıraktığı düşünce, özgürlüğü romantikleştirmek yerine onu sorgulamaya zorlar. Belki özgürlük hiçbir etkiden bağımsız olmak değildir. Böyle bir bağımsızlık zaten mümkün olmayabilir. Belki özgürlük; bizi şekillendiren koşulları, arzularımızın kaynaklarını, korkularımızı ve düşüncelerimizin nedenlerini mümkün olduğunca açık biçimde görebilmektir. Spinoza’nın felsefesinde insan doğanın efendisi değildir. Doğanın dışında da değildir. Onun bir parçasıdır. Fakat insanın önemli bir yeteneği vardır: Anlayabilir. Ve Spinoza açısından insan, anladığı ölçüde edilgin olmaktan çıkar. Belki de onun özgürlük anlayışının en güçlü tarafı budur. Bize “özgürsün” demek yerine çok daha zor bir soru bırakır: Seni neyin yönlendirdiğini bilmiyorsan, özgür olduğundan nasıl emin olabilirsin?

  • Spinoza, Baruch. Ethica (Ethica Ordine Geometrico Demonstrata / Geometrik Düzene Göre Kanıtlanmış Etika). 1677.
  • Spinoza, Baruch. Tractatus Theologico-Politicus (Teolojik-Politik İnceleme). 1670.
  • Spinoza, Baruch. Tractatus Politicus (Politik İnceleme). 1677.
  • Spinoza, Baruch. Correspondence (Mektuplar). 1661–1676.
  • Curley, Edwin (çev. ve ed.). The Collected Writings of Spinoza. 2 cilt. Princeton University Press, 1985–2016.
  • Nadler, Steven. Spinoza: A Life. 2. baskı. Cambridge University Press, 2018.
  • Della Rocca, Michael. Spinoza. Routledge, 2008.
  • Garrett, Don. Nature and Necessity in Spinoza’s Philosophy. Oxford University Press, 2018.
  • Kisner, Matthew J. Spinoza on Human Freedom: Reason, Autonomy and the Good Life. Cambridge University Press, 2011.

Early Modern Texts – Baruch SpinozaEthics, Treatise on Theology and Politics, Political Treatise ve Spinoza’nın mektuplarının erişilebilir İngilizce metinleri.

Stanford Encyclopedia of Philosophy – Baruch Spinoza — Spinoza’nın yaşamı, metafiziği, Tanrı ve doğa anlayışı, etik ve siyaset felsefesi üzerine kapsamlı akademik başvuru kaynağı.

Stanford Encyclopedia of Philosophy – Spinoza’s Epistemology and Philosophy of Mind — Spinoza’nın bilgi, zihin, bilinç, yeterli fikirler ve irade anlayışı üzerine akademik inceleme.

Stanford Encyclopedia of Philosophy – Early Modern Rationalism — Spinoza’nın erken modern rasyonalizm içindeki konumunu değerlendirmek için akademik başvuru kaynağı.

Bunları Okudunuz mu?

Bir yanıt yazın